Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk!: Renkli Bir Film Listesi

Onur ayımız kutlu olsun! Herkesin gökkuşağının renklerinin altında aşkını özgürce yaşadığı, hakkı olan hayatı savunmak zorunda kalmadığı bir dünya diliyoruz. Sinemaya adını yazdıran, aşkıyla, tutkusuyla ve kavgasıyla hepimizi büyüleyen filmleri sizler için listeledik. İyi seyirler dileriz.

1) Carol

Başrollerini Cate Blanchett ve Rooney Mara’nın üstlendiği Carol, Patricia Highsmith’in The Price of Salt isimli kitabından uyarlanmıştır. 1950’lerin New York’unda geçen film, bir mağazada tezgahtar olarak çalışan Therese ile mutsuz evliliğinin kelepçelerinden kurtulmaya çalışan Carol’ın yaşadığı yoğun aşkı konu alıyor. İlk bakışta bağlanan ikilinin ilişkisi gittikçe aşk dolu bir birlikteliğe evrilirken arka planda dönemin geleneksel yapısına eleştirel bir tutumla yaklaşıyor. Yönetmenliğini Todd Haynes’in üstlendiği film, estetik sinematografisi ve dingin tonları ile sinemaseverlerin beğenisini kazansa da, 88. Akademi Ödülleri’nde aday olduğu altı daldan hiçbirisini kazanamıyor. Akademiyi bu yanlışından ötürü kınarken sizi Therese ve Carol’ın naif, büyüleyici ve aşk yüklü dünyasına çağırıyoruz!

2) Pride

Sene 1984’tür. 20 yaşındaki Joe, onur yürüyüşüne katılmak için Londraya gelir. Eşcinselliğini gizleyen Joe, zamanla hissettiği tedirginlikten kurtulur. İngiltere’nin muhafazakar politik atmosferi LGBT topluluğunu baskı altında bırakır. Üstelik bu politik ortama baş kaldırmaya karar veren tek topluluk değillerdir. Aynı tarafta oldukları diğer grup da madencilerdir. Yaşadıkları baskı ve zorbalığa karşı çıkarken bu iki birbirinden farklı grup ele ele ayaklanırlar. Gerçek bir olaya dayanan filmin yönetmenliğini Matthew Warchus üstleniyor. Kadrosundan George MacKay, Andrew Scott,Joseph Gilgun, Faye Marsay ve Dominic West gibi isimleri barındıran film, dayanışmanın gücünü ve başkaldırının ateşli duygularını seyirciye yansıtmayı başarıyor. İzleyiciyi duygu karmaşasına sürükleyen yapım, coşkulu bir dram.

3)The Kids Are All Right

Nic ve Jules Kaliforniya’da yaşayan evli bir çifttir. Joni ve Laser adındaki çocukları annelerine sperm bağışı yapan adam ile tanışmak isterler. Kısa süren bir araştırma sonucu donörün Paul adında bir adam olduğunu öğrenirler. Paul’a ulaşıp buluşma ayarlayan çocuklar onun bohem hayatından etkilenince, Paul kendisini ailenin içinde bulur. Bu tanışıklığın herkesin hayatını etkilemesi kaçınılmazdır. Yönetmenliğini Edward Zwick’in üstlendiği filmin kadrosunda Julianne Moore, Mark Ruffalo, Annette Bening ve Mia Wasikowska’ı izliyoruz. İşlerin iyice karıştığı bir aile dramını trajikomik bir dille ele alan film, ilgi çekici bir konuyu, yetenekli oyuncu performansları eşliğinde büyütüyor. Film, dramına kattığı komedinin dozunu iyi ayarlayarak başarılı bir aile dramı yaratıyor.

4) Milk

Gus Van Sant’ın yönettiği gerçek hayattan uyarlanan film, eşcinsel bir aktivist/politikacı olan Harvey Milk’in 40. yaş gününden itibaren yarattığı politik kariyerini ve aktivist günlüklerini ekrana yansıtıyor. San Francisco’da açtığı fotoğrafçının zamanla eşcinsel topluluğunun bir simgesi haline gelmesi ile kendisini LGBTI+ topluluğunun ve protestoların ortasında bulan Harvey Milk, zaman geçtikçe daha fazlasını yapma ihtiyacı hissederek politikaya atılır. Fakat bu mücadele düşündüğünden daha zorlayıcı olacaktır. Sean Penn’in başrolünde harikalar yarattığı Milk, anlatım tarzı ve yarattığı atmosfer ile ortaya başarılı bir biyografi çıkarıyor. Seyirciyi LGBTI+ topluluğunun yaşadığı zorbalığın tam ortasına bırakan film, homofobiklere kafasına vura vura izletilmesi gereken, etkileyici ve oldukça vurucu bir dram. Akademi Ödülleri’nde En İyi Film dahil 8 dalda aday gösterilen film, En İyi Orijinal Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerinin de sahibi olmuştur.

5) 120 battements par minute

Robin Campillo tarafından yönetilen ve 90. Akademi Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü kategorisinde Fransa’nın aday adayı olan film, 1990’lı yıllarda ACT UP topluluğunun Paris şubesindeki HIV/AIDS aktivistinin hayatını konu edinmektedir. Kadrosunda Nahuel Pérez Biscayart, Arnaud Valois ve Adèle Haenel’in yer aldığı film, romantizm ve aktivizmi ortak paydada birleştirerek etkili bir anlatı yaratıyor. AIDS farkındalığı yaratmak konusunda son derece etkili bir iş çıkaran film, aktivist gençlerin tutkusunu izleyiciye geçirmeyi başarıyor.

6) Dating Amber

Doksanlı yılların İrlanda’sında, tutucu bir kasabada geçen filmde, iki arkadaş olan Amber ve Eddie, cinsel yönelimlerini gizleyerek yaşadıkları topluma ayak uydurmak arzusuyla birbirleriyle sevgili rolü yaparlar. Ergenlik çağındaki iki bireyin cinsel yönelimlerini kabullenme sürecini ele alan Dating Amber, toplum dayatmalarını ve zorbalığı merkezine alarak derli toplu hikayesiyle sade ve içten bir anlatı sunuyor. Karakterlerin farklı ve özgün yapıları, bu süreci ergenlerin gözünden yansıtıyor. Yönetmen koltuğunda David Freyne’in oturduğu ve başrollerini Fionn O’Shea ve Lola Petticrew’in üstlendiği film, Ana fikrine sıkı sıkı sarılarak ataerkillik ile dinin getirdiği kalıplaşmış cinsiyet rollerini ve geleneksel ile yapısını sıklıkla taşlıyor.

Film hakkında daha detaylı bir yazı için: Lanet Olası Ataerkillik: Dating Amber

7) Handsome Devil

John Butler’ın yönettiği film, İrlanda’nın bir yatılı okulunda dışlanan bir genç ile onun ve popüler oda arkadaşını merceğine alıyor. Birbirinden çok farklı duran ikilinin arasında doğan dostluk ikisinin ve çevrelerindeki kişilerin hayatına dokunacaktır. Film İrlanda özel okul sisteminin ikiyüzlülüğünü ve züppeliğini incelenirken, ergenler üzerinde eşcinsellik, homofobi, zorbalık gibi temaları oldukça gerçekçi bir atmosferin etrafında ele alıyor. Kadrosunda Fionn O’Shea, Nicholas Galitzine ve Andrew Scott’ın boy gösterdiği Handsome Devil, arkadaşlığın, aşkın ve kendi kimliğini bulmanın öyküsü.

8) Girl

15 yaşındaki bir trans birey olan Lara, çocukluğundan beri balerin olmanın hayalini kurar. Sadece kadınların kabul edildiği bir bale okuluna kabul edildiğindeyse hayaline hiç olmadığı kadar yaklaşır. Fakat içinde bulunduğu bedende kendini hapsolmuş hisseden Lara’yı zorlu ve mücadele yüklü bir süreç beklemektedir. Yönetmen koltuğunda Lukas Dhont’un oturduğu Girl, karakterin içinde bulunduğu çıkmazı seyirciye içtenlikle yansıtarak neredeyse klostrofobik bir anlatı yaratıyor. Karakter yaratımının son derece etkileyici olduğu film, başrolünü üstlenen Victor Polster’ın da etkisiyle tutkulu, kasvetli ve empati yüklü bir seyir sunuyor.

9) And Then We Danced

Modern Gürcü toplumunun muhafazakar sınırlarının ortasında geçen And Then We Danced, tutkulu bir aşk ve büyüme hikayesi sunuyor. Hırslı ve yetenekli bir dansçı olan Merab, ekiplerine katılan yeni dansçının hayatına girmesiyle bozulan dengesinin ve karışan aklının sebebini çözmeye çalışır. İçinde uyanan bu yeni duyguları anlamlandırmaya çalışan Merab kendisini, dans geleceğini ve var olan ilişkisini riske atmasına neden olabilecek denli yoğun bir rekabetin ve romantik bir arzunun içerisinde bulur. Yönetmenliğini Levan Akin’in üstlendiği film, muhafazakar ve erkek egemen toplum üzerinde sözünü sakınmazken, aşk hikayesini işleyiş şekliyle de bir karakteri aşama aşama büyütüyor. And Then We Danced, oldukça tutkulu ve estetik bakışı güçlü bir yapım.

10) Chun gwong cha sit (Happy Together)

İki sevgili olan Yiu Fai ve Po-wing’in ilişkiler Arjantin tatilindeyken biter. Artık hayatlarına tek başlarına devam ederler. Her ikisi de parasızdır ve Hong Kong’a geri dönebilmek için para biriktirmek zorundadırlar. Yiu-Fai, bir barda kendine iş bulurken Po-wing de iş aramaya devam eder. Po-wing, bir grup adam tarafından dayak yediğinde gidecek hiçbir yeri olmadığını anlar ve eski sevgilisi Yiu-Fai’yi aramak zorunda kalır. Ancak Lai Yiu-fai’nin hayatı çoktan değişmiştir. Şiirsel, rüya tonlarında gezinen tarzıyla büyüleyen Wong Kar-wai’nın yönetmenliğini üstlendiği film, aşkın, yalnızlığın ve suskunluğun sesi oluyor.

Başka bir film için: Milyonlarca Renkten Biri: Happiest Season

Youtube kanalımıza da göz atabilirsiniz: İyi Hissettiren 5 Film Önerisi