Pandemiden Manzaralar: Together

6.6/10

Together, uzun bir süredir muzdarip olduğumuz, bittiği yerden yeniden yeşeren karantina dönemini konu alıyor. Evde sıkışıp kaldıkları bu sürede ilişkilerini yeniden değerlendirmek isteyen, yeniden değerlendirmek zorunda olan çiftin birlikteliği oldukça gerçekçi bir tonda işleniyor. Konusundan anlaşılacağı üzere tek mekanda geçen film, altı dolu diyalogları ile izleyen herkesin farklı kısımlarıyla bağlantı kurabileceği içten bir senaryo sunuyor. Kolektif bir şekilde benzer evrelere doğru sürüklendiğimiz bu dönemin, halihazırda çatışma yüklü bir çiftin gözünden anlatılması ortaya dinamiği yüksek bir ilişki sunuyor. Dördüncü duvarı yıkarak karakterlerini sıklıkla kamerayla göz göze getiren Together, seyirciyi bir terapistin konumuna iliştiriyor. Çiftin ilişki içerisinde hissettiği klostrofobi, tüm dünyanın içinde hapsolduğu duvarlara oldukça benziyor. Boşanmaların arttığı bu dönemde, işsizliğin tavan yapışı, iletişime muhtaçlık ve kafayı yememeye çalışan insanların çaresiz hobi arayışları da filmin içerisinde kendisine yer buluyor. Karakterlerin bir isminin bile olmayışı onları bu dönemi yaşayan “herhangi biri” kılıyor. Film bu hamle ile seyircisine: “Şuan izlediğiniz şey sizsiniz.” diyor. Genelde kişisel meseleleri deşse de hayatımızın fazlasıyla içinde olduğu için politik meselelere değinmeden edemeyen film, hükümetlerin bu dönemi yönetmeye çalışırken çuvallayışını da gözler önüne seriyor. Oyuncuların kamerayla bu kadar içli dışlı olması bir yandan da herhangi bir çiftin çektiği Youtube videosunu izliyor hissiyatı yaratıyor. Günümüz iletişim dünyasında kendisine baskın bir yer yaratan Youtube kültürünün kaçınılmaz bir sonucu olan şeffaflık ve insan hayatının gönüllü ifşası da filmin değinmeden değindiği noktalardan.

Filmin ekran süresi baskın olmayan üçüncü bir karakteri de çiftin çocukları. Filmdeki diğer iki baş karakterin aksine bu karakter bir isme, bir varlığa sahip. Artie. Arthur. (Samuel Logan) Evin içinde ismi olan tek karakter olsa da, cismi için aynı şeyi söyleyemeyiz. Annesinin ve babasının ismi konusunda bile ikiye ayrıldığı, sürekli sahiplenip içten içe üstünlük kurmaya çalıştıkları çocukları aslında evin etkisiz elemanı. Yaşanan ilişkinin gergin karmaşası arasında kaybolan Arthur, sadece ismen ailesinin aklında. Onu sadece kenarda köşede duran bir süs bebeği gibi görüyoruz. Oysa çok karışık ve derin bir karakter. Yönetmenin bu karaktere derin bir kişilik yükleyerek işleyişini yüzeysel bırakması bilinçli bir tercih elbette. Seyirci anlatı boyunca bu küçük çocuğu anlamak, daha yakından tanımak istiyor. Fakat anlayamıyor zira filmi genelde gözünden izlediğimiz ailesi Arthur’u anlamıyor. Ona garip veya eşsiz gibi sıfatlar yüklüyorlar fakat onun içindeki yalnızlığı göz ardı ediyorlar. Oysaki karantina döneminin en çok etkilenen gruplarından biri de çocuklar. Zaten yalnız bir çocuk olan Arthur, tamamen sessizliğine gömülüyor. Günümüzün göz ardı edilemez problemlerinden olan İlişkisini düzeltmek veya renklendirmek için nafile bir çaba olarak  dünyaya getirilen çocukların sessizliği, Arthur’un ya da Artie’nin karakterinde vücut buluyor.

Karantinayı bir kelimeyle özetlesek -korkunç, hayat karartıcı bir deneyim vb. gibi nice sıfatın ardından- değişim kelimesini kullanırdık herhalde. Karantina, dünya üzerindeki herkesin hayatını iyi kötü bir şekilde değiştirmiştir herhalde. Filmde de bu değişim vurgusu sıklıkla kendisine yer buluyor. Çiftin ilişkisinin değişken dinamiklerinin ekseninde, karakterlerin anlatı boyunca iç dünyalarında ve hayatlarının farklı noktalarında yaşadığı değişimler anlatının baskın unsurlarıyken, vurgusu yapılan bir başka olgu da hiçbir şeyin değişmeyecek olması. Bu noktada film duruşunu da belli ediyor: Dünyanın değişmeye ihtiyacı var. Yanlış şeylere değer verdik ve esas yüceltmemiz gereken mevzuları unuttuk. Eskiye dönemeyiz.

Az kişilik dev kadrosu ve coşkulu diyalogları ile film, kaçınılmaz olarak tiyatral bir seyre evriliyor. Tiyatrodan sinemaya taşınan bir unsur olan, seyirciyle iletişim kurmanın da bunda etkisi yadsınamaz. İyi yazılmış diyaloglar, oyuncuların yüksek performansları eşliğinde vücut buluyor, adeta cisimleşiyor. Bu sebeple, filmin tabiri caizse su gibi akıp gitmesinde en büyük etkenlerden biri de oyuncuların canlandırdıkları karakterleri özümseyerek içten bir performans sergilemesi. Başrolleri üstlenen James McAvoy ve Sharon Horgan, tebrik edilesi performansları sayesinde seyirciyi ağızlarından çıkan her kelimeye ikna ediyor ve seyirciyle aralarında kurulan bağ, karakterlerin anlaşılmasını sağlıyor. Aradaki yabancılık çizgisini tamamen kaldıran film, karakterlerini seyircinin önünde tamamen çıplak bırakıyor ve bütün bu unsurların ekseninde, ortaya içten ve şeffaf bir film çıkıyor. Stephen Daldry’nin (The Hours, The Reader) yönetmenliğini üstlendiği film, teknik detaylarıyla sıradan bir seyir yarasa da, tek mekan oluşu ve başta sözünü ettiğim gibi youtubevari bir deneyim yaratma güdüsü içinde, herhangi bir kamera oyununa veya sinematik bir renk ayarına ihtiyaç duymuyor. Ekrandaki her şey sıradan bir evin hayatını dikizlercesine ilerliyor. Dramatik ışıklar ve altında didik didik anlam aranacak çekim teknikleri bu filmde kendine yer bulamıyor. Bütün ağırlığını senaryoya veren film, eşsiz ve aynı oranda sıradan bir deneyim sunuyor. Together, anlatısı boyunca Sam Levinson‘ın Malcolm and Marie‘sinin ruhunu sıklıkla hissettiriyor. İki çiftin de barındırdığı dram, hikayeleri farklı olsa da, oldukça benzer. Malcolm ve Marie’nin hikayesi tek bir geceyi anlatmak yerine bütün bir seneye, hepimizin evde mahsur kaldığı koca bir seneye yayılsaydı ortaya benzer bir tablo çıkardı herhalde. Fakat iki filmin arasındaki uçuk sinematik farklılık da Together‘ı daha sıradan bir çerçeveye koyuyor. Filmin yönetmeni Stephen Daldry‘nin diğer dramatik yönü ağır basan insan ilişkilerini merkezine aldığı filmleri ile kıyaslanınca da Together, görsel olarak tatmin edici bir seyir yaratamadığı için farkını ortaya koyamıyor. Bu sebeple film, yönetmeninden çok senaristi Dennis Kelly‘ye (Utopia) ait gibi duruyor.

Göz açıp kapatıncaya kadar biten, seyirci ile iletişimi kuvvetli bir film olan Together, bir başyapıt değil elbette. Yine de boş bir zamanınızda kesinlikle göz atmanızı tavsiye edebileceğim, keyifli ve içten bir seyir. James McAvoy‘un müthiş aksanı da cabası!

Karantina dönemini konu alan bir başka film: Host

Together filmini beğenenlere özel dizi tavsiyesi: Modern Love

Youtube kanalımıza abone oldunuz mu?