Hitler’in, Filmlerden İsmini Çıkarttığı kişi; MANK kimdir?

Son yılların en önemli yönetmenlerinden David Fincher’ın merakla beklenen yeni filmi MANK’da, Gary Oldman tarafından canlandırılan filmin ana karakteri; Herman J. Mankiewicz (nam-ı diğer MANK) kimdir? Senaristlerin değer görmediği zamanın belki de en iyi senaristi olan Herman J. Mankiewicz’ın 90’ı aşkın filmin senaryosunda parmağı var. Kimilerine göre, “New York’daki en komik adam”; kimilerine göre büyük dehasına rağmen bir kaybeden “mağlup deha (loser genius)”. Çoğu sinemacı tarafından gelmiş geçmiş en iyi film olarak nitelendirilen Citizen Kane’in tartışmalı yazarı. Citizen Kane için övgüyü hak eden Mankiewicz midir yoksa Orson Welles midir? Yoksa her ikisi de eşit paydaya mı sahiptir bu “gelmiş geçmiş en iyi film” için? Film 4 Aralık’da Netflix’de yayına girmeden önce gelin bir beraber bakalım kimmiş bu MANK?

1897 yılında New York’da, Alman Yahudisi olan ve Amerika’ya göçmüş anne babanın ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Kariyerinin erken aşamalarında Berlin’de Chicago Tribune için muhabirlik yaptı. Amerika’ya geri dönüşü ise, Isodora Duncan isimli bir dansçının Amerika’daki turnesi için kendisini reklamcı olarak işe almasıyla gerçekleşti. Burada çeşitli dergilerde yazılar yazdı ve tiyatro eleştirmenliği yaptı. O sırada yazdığı yazılar ile “yetenekli ve fevkalede bir yazar” olarak tanınıyordu. Bu yeteneği, film yapımcısı Walter Wanger’ın onu keşfetmesini sağladı ve artık böylece MANK‘ın Hollywood macerası başlamıştı.

Mankiewicz, Hollywood’u bir altın madeni olarak görüyordu. Hatta arkadaşına yazdığı bir mektupta, “Milyonlar kazanılabilir burada ve rakiplerin sadece salaklardan oluşuyor. Bu fırsatı kaçırma.” şeklinde kendince özetliyordu Hollywood’u. Aslında bu kısa alıntı ile birlikte Mank stilini de yakalamış oluyoruz. Bu Mank stili öyle bir stil ki 1930’larda parmağı olan işlerde fark edilecek bir hiciv şeklinde kendini gösteriyordu. Hatta buna “Mankiewicz mizahı” diye bir isim bile takılmıştı.

1930’larda kendi yazdığı senaryolar haricinde bazen başkalarının yazdıklarını da düzenlerdi ve bu yüzden çoğu parmağı olan işte de isimsiz bir şekilde yer aldı. Bunlardan bazıları; Man of the World, Dinner at Eight, Pride of the Yankees, The Pride of St. Louis ve hatta The Wizard of Oz’du. Yazı stili kurnazcaydı, hicivliydi, ince espriler içeriyordu ve filmleri yoğun diyaloglar içeren; konuşmaların filmi taşıdığı şekilde dizayn edilmişti. İşte bu stil o zamanların “tipik Amerikan filmi” ile ilişkilendirilecek stil olacaktı.

Mankiewicz ve The Wizard of Oz

Şubat 1938 yılında, The Wizard of Oz’un yazılması için atanmış 10 senaristten ilkiydi. İşe başlamasından 3 gün sonrasında, sonradan “Kansas bölümü” olarak bilinecek, 17 sayfalık bir bölüm hazırdı. Kitabın yazarı L. Frank Baum, bu bölüme 1000 kelimeden az bir yer ayırmasına rağmen; Mankiewicz, Oz ve Kansas bölümlerini birbirlerini dengeleyecek şekilde ayarlamıştı. Seyircilerin, hayal dünyasına gitmeden önce gerçek dünyadaki Dorothy ile bağ kurmalarının gerekli bir durum olduğunu düşünüyordu. Haftanın sonunda 56 sayfalık, Kansas’daki siyah beyaz sahnelerin talimatlarını da içerecek şekilde, yazımını bitirmişti. Film tarihçisi Aljean Harmetz’e göre; Mankiewicz’in amacı, Baum’un kelimeler ile yakaladığı, Kansas’daki grisel yaşamsızlık ile Oz’daki görsel zenginliğin zıtlığının karşılaştırılması durumunu görsel olarak yakalamaktı. Ancak bu çabasına rağmen senaryoda ismi anılmadı.

Mankiewicz ve En Büyük Düşmanı

Kalemi ve dili zamanının en iyilerindendi ancak aynı zamanda kendisinin en büyük düşmanıydı. Alkol problemi çok üst düzeydeydi. Bunun yanı sıra bir de kumar problemi vardı. Bu ikisi yetmezmiş gibi bir de hiç lafını sakınmayan birisiydi. Yazma stilini ve yazdığı şeyleri göz önüne alınca çok da şaşırılamayacak bir durum belki de dobralığı. Örneğin; Columbia Pictures’ın kurucularından olan Harry Cohn, “Bir filmi izlerken, filmin iyi olup olmadığını anlamak için dört dörtlük ve güvenli bir aletim var. Eğer filmi izlerken kıçım sıkışırsa o film kötüdür. Eğer sıkışmazsa o film iyidir. Bu kadar basit!” demiştir. Bunun üzerine ise MANK, “Hayal edin, bütün dünya Harry Cohn’un kıçına bağlı!” deyince dönemin en önemli yapımcılarından biri ile ters düşmek tabi pek hayra alamet bir durum olmamıştır kendisi için.

Mankiewicz ve Hitler

Mayıs 1933’de, kendisi de bir Alman Yahudisi olan MANK; Almanya’da Yahudilere yapılan ayrımcılıkların farkındaydı ve bunu beyaz perdeye taşımak istedi. The Mad Dog of Europe isimli bir oyun yazdı ve RKO’da yapımcı olan arkadaşı Sam Jaffe’ye gönderdi. Mankiewicz gibi Yahudi olan Jaffe fikre bayıldı ve hemen filmin yapım aşamasına geçmesi için uğraşmaya başladı. Ancak film daha yapılmaya başlamadan bile önce Alman diplomat, Georg Gyssling eğer The Mad Dog of Europe yayınlanırsa Birleşik Devletler’in bütün filmlerini Almanya’da yasaklamak ile tehdit etti Hollywood’u. Bunun üzerine Amerikan Sinema Filmleri Derneği (The Motion Picture Association of America, kısaca MPAA), Jaffe’ye filmi yapmaması için baskı yaptı. Jaffe’de filmi böylece başkasına sattı ancak sattığı kişi de filmi yapmak için para verecek hiçbir büyük yapım şirketi bulamayınca; film yapılamadı.

The Hollywood Reporter’a göre yapımcı Louis B. Mayer, “Almanya’da çıkarlarımız var. Ben burada, Hollywood’da film endüstrisini temsil ediyorum; ve Almanya’da büyük bir gelir kaynağımız var. Ben bu konu hakkında endişeli olduğum sürece bu film yapılmayacak.” da demiştir.

Ayrıca bu olay sonrasında 1935 yılında, Mankiewicz MGM’de senarist olarak çalışırken; Hitler’in Eğitim ve Propaganda Bakanı olan Joseph Goebbels tarafından stüdyo uyarıldı. Mankiewicz’in adının geçtiği bütün filmler, ismi filmden çıkarılmadığı sürece Nazi Almanya’sında yayınlanmayacaktır, diye. Bu kadar fazla isimsiz bir şekilde senaryoya katkısı olan bir kişi olunca MANK; insan düşünmüyor da değil acaba neden diye?

Mankiewicz ve Citizen Kane

Mankiewicz ve Orson Welles arasında filmi kimin yazdığına dair büyük bir tartışma sürekli var oldu. 1940 yılında Orson Welles bir röportajda bir gazeteciye, filmi ben yazdım dedi. Bunun üzerine Mankewicz, Yazarlar Birliği’ne (Screen Writers Guild) giderek kendisinin orijinal yazar olduğu iddiasında bulundu. Sonradan ise Welles, ikisini her zaman filmin ortak yazarı olarak filmde yazmayı planladığını iddia etti. Ancak bunun üzerine Mankiewicz, Welles’in tek yazar olduğunu kabul etmesi için kendisine para teklifinde bulunduğunu söyledi. İki adet çok büyük egolu, dehaların birbirleri ile tartışmaları sonucunda kimin yüzde yüz doğru söylediğini anlamak pek kolay değil tabi. Ancak sonrasında Yazarlar Birliği filmin ikisinin ortak yazımı sonucunda oluştuğuna karar verdi ve filmde de bu şekilde yer aldı. Burada da ilk olarak Orson Welles’in sonrasında Mankiewicz’in ismi yazıldı ama Orson Welles bir kalem ile Mankiewicz’in ismini yuvarlak içine alıp ok ile kendi isminin önüne gelmesi gerektiğini işaret etti.

1941 yılında Welles’in fotoğrafları ile birlikte film, “tek kişilik bando; yönetmen, oyuncu ve yazar” şeklinde sunulunca Mankiewicz bu duruma çok sinirlendi. Hatta babasına yazdığı bir mektupta bu duruma ne kadar sinirlenmiş olduğunu ve tüm filmde kendisinin yazmamış olduğu tek bir satır bile olmadığını söyledi.

Belirttiğim gibi çok uzun ve tartışmalı süreçlere sahip bu filmin yazım aşamasında iki adet büyük dehanın ve süper egolu insanların tartışması olunca normal bir durum beklememek gerekiyor belki de. Filmin yazımı hakkında Robert L. Carringer çok güzel bir özetleme yapıyor aslında :

Mankiewicz ilk iki taslağı yazdı. Onun başlıca katkıları; hikayenin yapısı, oyundaki karakterler, çeşitli bireysel sahneler ve diyalogların büyük bir kısmı. Welles’ın ise; anlatıda mükemmellik, sözsel ve görsel akılcılık, stilistik akıcılık ve orijinal çarpıcı sahneler; örneğin kahvaltı sahnesi ya da gazete kurguları gibi durumlara katkısı oldu. Welles aynı zamanda Kane karakterini, karikatüristik yapıdan ihtişamlı ve gizemli bir karaktere dönüştürdü. Citizen Kane senaryonun paylaşıldığı tek büyük Welles filmi. Tabi ki tesadüf olmamak ile birlikte en güçlü hikayeye, en gerçekçi karakterlere ve en dikkatlice yazılmış diyaloglara sahip filmi. Farkı yaratan da Mankiewicz.

Ayrıca Richard Meryman’da ikilinin birbirlerine ve filme katkısını şöyle özetliyor;

Bir bütün olarak bakarsak, Citizen Kane büyük çoğunlukla Welles’in filmi. Herman, Welles’ın kazıp çıkardığı yeteneklerden biriydi. Ancak bu kendini yok etme güdülü ikili birbirlerine çok şey borçlular. Welles olmadan, Mankiewicz için bu büyük patlama anı yaşanmazdı. Mankiewicz olmadan ise, Welles’in doğru anda dehasını kanıtlayabileceği mükemmel bir fikri olamazdı. Citizen Kane’in senaryosu mükemmel bir yaratıcı simbiyoz, iki tarafı da mükemmelleştiren bir ortaklık.

Kesinlikle Meryman’ın da söylediği gibi, “Citizen Kane iki tarafı da mükemmelleştiren bir ortaklık iken”; üçüncü bir taraf olan biz seyirci için ise, sinema tarihinin en önemli filmlerinden birini izlerken olağanüstü bir haz yaşamamızı sağlıyor.

Mankiewicz ve Ölümü

Mankiewicz alkolikti. Ölümünden on yıl önce, “Günden güne kendi içimde, kapana sıkışmış bir fare gibi oluyorum. Bu kapan, benim bu tuzaktan kurtulmamı sağlayacak herhangi bir tehlike varlığında tekrar tekrar tamir ettiğim bir kapan. Bomba geçirmez yapmaya daha karar vermedim. Baya gereksiz bir emek ve masraf gerektirecek gibi duruyor.” sözleri ile içine sıkışmışlığını anlatmak istiyordu.

Herman J. Mankiewicz nam-ı diğer MANK, 5 Mart 1953’de üremi sebebiyle hayata gözlerini yumdu.

Vefatı sonrasında Orson Welles, “Her şeyi berrak olarak gördü. Bakış açısı; ne kadar acayip, ne kadar doğru ya da ne kadar muhteşem olursa olsun her zaman elmas beyazıydı.” sözleri ile hayatının en büyük ama aynı zamanda da en lanetli işini yapmasında en büyük yardımcısı olan MANK‘ı bu sözler ile uğurladı.